Ekologos ile Mart 2026 Sürdürülebilirlik Gündemi
Mart ayında sürdürülebilirlik alanında öne çıkan başlıklar; iklim, enerji ve toplumsal dönüşüm ekseninde şekillendi, uluslararası politika çerçeveleri ve bilimsel çalışmalar doğrultusunda farklı alanlarda dikkat çeken gelişmeler yaşandı. Ay boyunca öne çıkan konuları sizin için derledik.
COP31 Kalıcı Etkiler Üretecek Bir Platform Olmalı
Kasım ayında Türkiye’de düzenlenecek 31. Taraflar Konferansı (COP31) hazırlıkları kapsamında, 16 Mart’ta Ankara’da Avrupa Birliği Delegasyonu ve AB üyesi ülkelerin büyükelçilerinin katılımıyla bir bilgilendirme toplantısı gerçekleştirildi. Toplantıya katılan Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanı ve COP31 Başkanı Murat Kurum, Türkiye’nin COP31’e yaklaşımını ve öncelik alanlarını paylaştı.
Toplantıda konuşan Kurum, COP31’in yalnızca bir ev sahipliği organizasyonu olarak değil, iklim eyleminin uygulama boyutunu güçlendirecek bir platform olarak kurgulandığını ve iklim rejiminin önündeki temel sorunun hedef eksikliğinden ziyade uygulama açığı olduğunu vurguladı. Ayrıca COP31 vizyonunun “Uygulama COP’u” yaklaşımı üzerine inşa edildiğini belirterek, “Türkiye olarak, COP31 için yalnızca ev sahibi değiliz. Biz COP31’i, iklim rejiminin yeni dönemde ihtiyaç duyduğu dönüşümün merkezine yerleşecek ve küresel ölçekte kalıcı etkiler üretecek bir platform olarak görüyoruz.” dedi.
Haberin ayrıntılarına buradan ulaşabilirsiniz.
AB ETS’nin Dokunulmazlığı Tartışmaya Açıldı
Avrupa Birliği’nin iklim hedeflerine ulaşmak için kullandığı en önemli politika araçlarından biri olan Emisyon Ticaret Sistemi (EU ETS), yaklaşık 20 yıldır karbon fiyatlandırması yoluyla sanayide emisyon azaltımını teşvik eden temel mekanizmalardan biri olarak öne çıkıyor.
2020 yılı sonrasında hızla artan karbon fiyatları, 2026 yılı başında 92 Euro’ya kadar yükseldi, ardından birkaç hafta içinde yaklaşık %22 geriledi. AB ETS’de Şubat ayında yaşanan bu düşüşü İklim Haber’de değerlendiren Eskişehir Osmangazi Üniversitesi İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Etem Karakaya, söz konusu gelişmenin Avrupa’daki siyasi gelişmelerle ilişkili olabileceğini belirtiyor. Karakaya’ya göre, başta Almanya Şansölyesi Friedrich Merz olmak üzere bazı Avrupalı siyasetçilerin sisteme yönelik eleştirileri, piyasalarda belirsizlik yaratmış olabilir.
Karakaya, kapsadığı sektörlerde yaklaşık %50 emisyon azaltımı sağlayan EU ETS’nin bugüne kadarki başarısının, güçlü siyasi destekle yakından ilişkili olduğunu ifade ediyor. Ancak son dönemde gündeme gelen eleştiriler, Avrupa’nın en etkili iklim politikalarından biri olarak kabul edilen karbon piyasasının geleceğine ilişkin tartışmaları da beraberinde getiriyor.
Karakaya, EU ETS’de olası bir zayıflamanın yalnızca Avrupa’daki yeşil dönüşüm açısından değil; AB ile ticaret yapan şirketler ve dünya genelinde kurulmakta olan diğer emisyon ticaret sistemlerinin tasarımı açısından da önemli sonuçlar doğurabileceğini belirtiyor. Bu nedenle sistemdeki gelişmelerin, küresel karbon piyasalarının geleceği açısından yakından izlendiği ifade ediliyor.
Yazının tamamına buradan ulaşabilirsiniz.
2025’teki Büyük Metan Sızıntıları
Kaliforniya Üniversitesi’ne (University of California, Los Angeles – UCLA) bağlı Stop Methane Project tarafından hazırlanan ve uydu verilerine dayanan yeni bir çalışma, 2025 yılı boyunca dünyanın farklı bölgelerinde büyük ölçekli metan sızıntıları yaşandığını ortaya koydu. Birçoğu petrol ve gaz tesislerinden kaynaklanan bu metan bulutlarının, iklim üzerinde güçlü bir ısınma etkisine sahip olduğu belirtiliyor.
Stop Methane Project’in hazırladığı “İlk 25” listesinde Türkmenistan, ABD, Venezuela ve İran’daki metan sızıntıları dikkat çekiyor. Çalışmada çöp depolama alanlarından kaynaklanan metan emisyonları da inceleniyor. Organik atıkların uygun şekilde yönetilmemesi sonucu ortaya çıkan bu emisyonların Türkiye’den Cezayir’e, Malezya’dan ABD’ye kadar birçok ülkede görüldüğü belirtiliyor.
Metan emisyonlarının günümüzde küresel ısınmanın yaklaşık %25’inden sorumlu olduğu ifade edilirken, bilim insanları 2007’den bu yana metan yoğunluğunda hızlı bir artış yaşandığına dikkat çekiyor. Bu eğilimin devam etmesinin iklim sistemindeki kritik eşiklerin aşılma riskini artırabileceği belirtiliyor.
Haberin ayrıntılarına buradan ulaşabilirsiniz.
Jeopolitik Gelişmeler, Fosil Yakıtlara Bağımlılığın Risklerini Gündeme Taşıyor
Birleşmiş Milletler İklim Değişikliği Çerçeve Sözleşmesi (United Nations Framework Convention on Climate Change – UNFCCC) İcra Sekreteri Simon Stiell, Brüksel’de düzenlenen bir etkinlikte yaptığı konuşmada Ortadoğu merkezli jeopolitik gelişmelerin enerji piyasalarında yarattığı dalgalanmalara dikkat çekti. Stiell, yaşanan aksaklıkların fosil yakıtlara bağımlılığın riskleri konusunda “acı bir ders” niteliğinde olduğunu belirterek ekonomilerin petrol ve gazdan bağımsız hale getirilmesi gerektiğini ifade etti.
Avrupa’nın diğer büyük ekonomilere kıyasla fosil yakıt ithalatına daha yüksek düzeyde bağımlı olduğunu vurgulayan Stiell, bu durumun tüketicileri “jeopolitik şoklara ve fiyat dalgalanmalarına karşı savunmasız bıraktığı” uyarısında bulundu.
Rüzgâr ve güneş gibi yenilenebilir enerji kaynaklarına geçişin daha düşük maliyetli enerji, temiz teknoloji alanlarında yeni istihdam fırsatları ve daha güvenli tedarik anlamına geldiğini vurgulayan Stiell, “Fosil yakıt ithalatına olan bağımlılık, Avrupa’yı sonsuza dek krizden krize sürükleyecektir. Yenilenebilir enerjiler durumu tersine çeviriyor.” dedi.
Haberin ayrıntılarına buradan ulaşabilirsiniz.