Ekologos ile Şubat 2026 Sürdürülebilirlik Gündemi
Küresel iklim müzakereleri, iş dünyasınında sürdürülebilirlik alanındaki dönüşümler ve doğa temelli riskler 2026 yılında kurumların stratejik önceliklerini şekillendiren temel dinamikler olarak öne çıkıyor. Farklı uluslararası raporlar, araştırmalar ve gelişmeler de sürdürülebilirliğin çevresel bir sorumluluk alanının ötesine geçerek karar alma süreçlerinin merkezine yerleştiğini bir kez daha ortaya koyuyor. Gündemde dikkat çeken gelişmeleri birlikte inceleyelim.
COP31’in Başlangıç Toplantısı İstanbul’da Yapıldı
9-20 Kasım tarihleri arasında Antalya’da düzenlenecek Birleşmiş Milletler İklim Değişikliği Çerçeve Sözleşmesi’nin (United Nations Framework Convention on Climate Change, UNFCCC) 31. Taraflar Konferansı (COP31) öncesindeki Başlangıç Toplantısı, İstanbul’da gerçekleştirildi. COP31 Başkanı olarak atanan Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanı Murat Kurum’un ev sahipliğinde 11 Şubat’ta düzenlenen toplantıya UNFCCC İcra Sekreteri Simon Stiell, Azerbaycan Dışişleri Bakan Yardımcısı ve COP29 Başmüzakerecisi Yalçın Rafiyev, COP30 Başkanı Andre Correa do Lago ile teknik heyetler katıldı. İki gün süren toplantının ilk gününde yedi oturum gerçekleştirildi. Oturumlarda Zirve’nin genel çerçevesi, stratejik, teknik ve hukuki süreçler ile COP31 kapsamında ortaya çıkabilecek muhtemel sonuçlar ele alındı. Ayrıca, iklim eylemini etkileyen mevcut küresel siyasi dinamikler ve jeopolitik gelişmelerin çok taraflı iklim müzakereleri üzerindeki etkileri değerlendirildi. Toplantıda, Türkiye’nin ve Zirve’yi birlikte düzenleyeceği Avustralya’nın rol ve sorumlulukları ile COP31’in etkin ve koordineli şekilde yürütülmesi açısından kritik öneme sahip organların çalışma başlıkları da görüşüldü.
Haberin ayrıntılarına buradan ulaşabilirsiniz.
Küresel Ekonomi ve Biyoçeşitlilik İlişkisi için Bilimsel Gerçeklik Kontrolü Yapıldı
Biyoçeşitlilik ve Ekosistem Hizmetleri Üzerine Hükümetlerarası Bilim-Politika Platformu (Intergovernmental Science-Policy Platform on Biodiversity and Ecosystem Services, IPBES) tarafından hazırlanan ve 150’den fazla hükümet tarafından onaylanan Business and Biodiversity Assessment (İş Dünyası ve Biyoçeşitlilik Değerlendirmesi) raporu, biyoçeşitlilik kaybının küresel ekonomi ve finansal istikrar açısından sistemik bir risk haline geldiğini ortaya koyuyor. Şirketlerin bu riskleri yönetmek üzere hızlı ve bütüncül adımlar atmaması durumunda önemli operasyonel ve finansal sonuçlarla karşılaşabileceğini vurgulayan ve dünya genelinde 79 uzman tarafından kaleme alınan rapor; ilerlemenin önündeki temel engelleri “yetersiz veya ters teşvikler”, “zayıf kurumsal destek ve uygulama” ile “önemli veri eksiklikleri” olarak sıralıyor.
Rapora göre, “dönüştürücü değişim” ihtiyacına rağmen 2023 yılında kamu ve özel sektör tarafından doğaya zarar veren faaliyetlere 7,3 trilyon dolar kaynak aktarıldı. Raporun üç eş başkanından biri olan Birleşik Krallık’tan Matt Jones, çalışmanın kapsamını ve iş dünyası açısından önemini şu sözlerle ifade etti: “Bu rapor, binlerce kaynaktan yararlanarak, yıllarca süren araştırma ve uygulamaları tek bir bütünleşik çerçevede bir araya getiriyor ve şirketler için doğa kaybının risklerini ve bunu tersine çevirmeye yardımcı olacak fırsatları gösteriyor. Şirketler ve diğer önemli paydaşlar, ya daha sürdürülebilir bir küresel ekonomiye doğru öncülük edecekler ya da nihayetinde hem doğadaki türlerin hem de potansiyel olarak kendilerinin yok olma riskini göze alacaklar.”
Raporun ayrıntılarına buradan ulaşabilirsiniz.
COP31 Öncesinde İş Dünyasının Hazırlık Karnesi Açıklandı
Türkiye’nin Kasım ayında Antalya’da ev sahipliği yapacağı COP31 öncesinde, İş Dünyası ve Sürdürülebilir Kalkınma Derneği (SKD Türkiye) üyeleriyle gerçekleştirdiği anket çalışmasıyla iş dünyasının iklim dönüşümündeki mevcut durumunu ortaya koydu. 109 kurumsal üyenin katılımıyla yürütülen “SKD Türkiye COP31 Öncesi Üye Anketi”, şirketlerin sürdürülebilirlik alanında niyet aşamasını geride bırakarak daha fazla eylem ve yatırım odaklı bir sürece yöneldiğini gösteriyor.
Bulgular; sürdürülebilirlik ve iklim başlıklarının ana iş stratejilerine entegre edildiğini ancak bir sonraki aşamada temel performans göstergeleri (Key Performance Indicators - KPI), veri altyapısı ve finansman entegrasyonu alanlarında ilerlemenin hızlanması gerektiğine işaret ediyor. Ankete göre şirketlerin %85’i önceliğini enerji ve iklim dönüşümüne veriyor. Döngüsellik (%45) ile su, doğa ve biyoçeşitlilik (%43) ikinci öncelik grubunu oluşturuyor. Bu dağılım, enerji ve iklim alanında oluşan kurumsal kapasitenin önümüzdeki dönemde diğer sürdürülebilirlik başlıklarına da yayılmasının önemine işaret ediyor. Öte yandan, Kapsam 3 emisyonlarına yönelik işbirliklerinin sınırlı düzeyde kalması, değer zinciri dönüşümünün henüz erken aşamada olduğunu gösteriyor. Emisyon hedeflerinde ise dikkat çekici bir artış söz konusu. Şirketlerin %72’si net sıfır, karbon nötr ya da mutlak/yoğunluk bazlı emisyon azaltım hedeflerine sahip olduğunu beyan ediyor. Araştırma, COP31’e giden süreçte iş dünyası için beş stratejik öncelik tanımlıyor: performans yönetimi; yatırım ve finansman entegrasyonu; veri, dijitalleşme ve risk odaklılık; enerji ötesi temalarda derinleşme ile değer zinciri ve çok paydaşlı işbirlikleri.
Anketle ilgili daha fazla bilgiye buradan ulaşabilirsiniz.
Jeopolitik Gelişmeler Enerji Sektörünün Kararlarını Etkiliyor
Uluslararası Enerji Ajansı (International Energy Agency, IEA) Bakanlar Toplantısı, Fransa’nın başkenti Paris’te yaklaşık 60 hükümet temsilcisinin katılımıyla gerçekleşti. IEA Başkanı Dr. Fatih Birol, toplantının Ajans tarihindeki en geniş katılımlı Bakanlar buluşmalarından biri olduğunu belirtti.
Konuşmasında küresel enerji piyasalarının mevcut kırılganlığına dikkat çeken Birol, jeopolitik gelişmelerin enerji sektöründeki yatırım ve politika kararları üzerinde belirleyici hale geldiğini ifade etti. Enerji alanındaki kararların fiyat, talep ve arz dengesi temelinde alınması gerektiğini vurgulayan Birol, ayrıca gelişmiş ülkelerde elektrik talebinin yeniden artış eğilimine girdiğini belirtti.
IEA bünyesinde kritik minerallere odaklanan özel bir birim kurulduğunu açıklayan Birol; temiz enerji teknolojileri için hayati öneme sahip lityum, kobalt ve nadir toprak elementleri gibi kaynaklarda tedarik zincirinin sınırlı bir coğrafyada yoğunlaşmasının küresel enerji güvenliği açısından risk oluşturduğunu vurgulayarak bu yoğunlaşmanın, enerji dönüşümünün sürdürülebilirliği açısından stratejik bir kırılganlık yarattığını belirtti.
Haberin ayrıntılarına buradan ulaşabilirsiniz.