Okuma Süresi

Ekologos ile Ocak 2026 Sürdürülebilirlik Gündemi

Küresel ölçekte biyoçeşitliliğin korunmasından enerji dönüşümünün uygulama kapasitesine ve kritik hammaddelerden iklim kaynaklı risklerin ekonomik etkilerine uzanan gelişmeler, sürdürülebilirliğin artık stratejik bir zorunluluk olduğunu bir kez daha ortaya koyuyor. Ocak ayında sürdürülebilirlik gündeminde öne çıkan başlıkları beraber inceleyelim.

Zh Ah Blog Yeni Rota 970X548 (3)

BM Biyoçeşitlilik Anlaşması Yürürlüğe Girdi

Açık denizlerde biyolojik çeşitliliğin korunmasına yönelik dönüm noktası niteliğindeki Ulusal Yetki Alanlarının Ötesindeki Biyoçeşitlilik (Biodiversity Beyond National Jurisdiction, BBNJ) Anlaşması, 17 Ocak Cumartesi günü yürürlüğe girdi. Reuters’ın haberine göre, on beş yıllık müzakerelerin ardından sonuçlandırılan anlaşma, uluslararası sularda yer alan geniş okyanus ekosistemlerinde küresel bir “deniz koruma alanları” ağının oluşturulmasına olanak tanıyor. Anlaşma, aynı zamanda ülkelerin aşırı avlanma gibi tehditlerle mücadele edebilmesi ve 2030 yılına kadar okyanusların %30’unun korunması hedefine ulaşılması için yasal olarak bağlayıcı bir çerçeve sunuyor.

Haberde, 2025 yılı Eylül ayında 60 ülkenin imzasıyla onaylanma eşiğine ulaşan anlaşmayı o tarihten bu yana onaylayan ülke sayısının 80’i aştığı belirtiliyor. Aralarında Türkiye, Çin, Brezilya ve Japonya’nın da olduğu üye ülkelere, İngiltere ve Avustralya başta olmak üzere diğer ülkelerin de yakın dönemde dahil olması bekleniyor. Amerika Birleşik Devletleri ise anlaşmayı önceki yönetim döneminde imzalamış olmasına rağmen henüz resmi onay sürecini tamamlamadı.

Çevre örgütlerinin oluşturduğu bir koalisyon olan Açık Denizler İttifakı’nın Direktörü Rebecca Hubbard, konuya ilişkin değerlendirmesinde, “Yürürlüğe girmesi için yalnızca 60 ülkenin onayı yeterli olsa da anlaşmanın etkin bir şekilde uygulanabilmesi için çok daha geniş bir küresel mutabakata ihtiyaç var. Nihai hedefimiz, BM üyesi tüm devletlerin anlaşmayı onaylaması.” ifadelerini kullandı.

Haberin ayrıntılarına buradan ulaşabilirsiniz.

Davos’ta İklim Krizi ve Temiz Enerji Konuları İkinci Planda Kaldı

Dünya Ekonomik Forumu’nun (World Economic Forum, WEF) Davos’ta düzenlenen 56’ncı yıllık toplantıları kapsamında konuşan Uluslararası Enerji Ajansı (International Energy Agency, IEA) Başkanı Fatih Birol, enerji sektörüne ilişkin değerlendirmelerini paylaştı. Son aylarda uluslararası ilişkilerde önemli dönüşümler yaşandığını ve yeni ittifakların ortaya çıktığını belirten Birol, bu sürecin beraberinde ciddi riskler getirdiğine dikkat çekerek, “Şu anda enerji sektörü üzerinde jeopolitiğin etkisi hiç olmadığı kadar yüksek. Bu durum, ülkelerin enerji alanında aldığı ve alacağı kararları doğrudan etkiliyor ve etkilemeye devam edecek,” dedi.

İsviçre’nin Davos şehrindeki toplantılarda jeopolitik gelişmelerin daha belirgin biçimde öne çıktığını ifade eden Birol, iklim değişikliği ve temiz enerji başlıklarına yönelik tartışmaların ise görece zayıf kaldığını aktardı. Bu tablonun, hükümetlerin önceliklerinde çok acil kaygıların bulunduğunu gösterdiğini vurgulayan Birol, “Savunma ve güvenlik konuları bu kaygıların başında geliyor. Bu nedenle iklim değişikliği ve temiz enerji konuları ikinci plana itildi,” ifadelerini kullandı.

Haberin ayrıntılarına buradan ulaşabilirsiniz.

2025 En Sıcak Üçüncü Yıl Olarak Kayıtlara Geçti

Copernicus İklim Değişikliği Servisi’nin (C3S) 2025 yılına ilişkin sıcaklık dinamiklerine dair son verilerine göre, geçen yıl küresel ölçekte ortalama yüzey sıcaklığı 14,97 derece olarak ölçüldü. Bu değer, ortalama sıcaklığın sanayi öncesi dönem ortalamasına kıyasla 1,47 derece arttığını ortaya koyuyor. Böylece 2025, yayımlanan rapor ile dünya genelinde kara yüzeyi sıcaklığı açısından kayıtlardaki en sıcak üçüncü yıl olarak kayda geçti.

Copernicus verilerine göre kayıtlara geçen en sıcak yıl olan 2024’te küresel sıcaklık artışı, sanayi öncesi dönem ortalamasına göre 1,6 dereceye ulaşmıştı. En sıcak ikinci yıl olarak değerlendirilen 2023’te ise bu artış sanayi öncesi dönemin 1,48 derece üzerinde gerçekleşmişti. Rapora göre, mevcut ısınma eğilimi dikkate alındığında, Paris Anlaşması’nda belirlenen “küresel sıcaklık artışını 1,5 dereceyle sınırlandırma” hedefinin 2030 yılına kadar geri dönülmez biçimde aşılması riski bulunuyor.

C3S Direktörü Carlo Buontempo, son 11 yılın kayıtlardaki en sıcak yıllar olmasının iklim değişikliğinin güçlü bir göstergesi olduğuna dikkat çekerek, “Dünya, Paris Anlaşması ile tanımlanan uzun vadeli sıcaklık sınırına hızla yaklaşıyor. Bu sınırın aşılması kaçınılmaz görünüyor. Bu noktada yapılabilecek en önemli şey, bu aşımın toplumlar ve doğal sistemler üzerindeki etkilerini en iyi şekilde yönetmek.” ifadelerini kullandı.

Haberin ayrıntılarına buradan ulaşabilirsiniz.

 

Orman Yangınları ve Fırtınalar 2025’te 108 Milyar Dolarlık Sigortalı Zarara Yol Açtı

Alman reasürans şirketi Munich Re’nin yayımladığı son rapora göre, doğal afetlerden kaynaklanan küresel sigorta kayıpları geçen yıl 108 milyar dolar olarak gerçekleşti. Bu tahmin, Swiss Re’nin Aralık ayında açıkladığı 107 milyar dolarlık öngörüyü sınırlı da olsa aşıyor. Sel, orman yangınları ve şiddetli fırtınaların yol açtığı hasarlar ise 98 milyar dolarla toplam sigorta tazminatı kaybının büyük bölümünü oluşturdu.

Munich Re’nin değerlendirmesine göre, 2025 yılının en yüksek sigortalı kaybına neden olan afet Los Angeles’taki orman yangınları olurken, bunu Mart ayında ABD’nin orta ve güney eyaletlerinde günlerce süren şiddetli fırtınalar izledi. Munich Re Yönetim Kurulu Üyesi Thomas Blunck, konuya ilişkin açıklamasında, “Yıl, Los Angeles’taki orman yangınlarının yol açtığı çok yüksek kayıplarla zorlu bir başlangıç yaptı. Tamamen tesadüfi bir şekilde kasırgaların 2025 yılında ABD anakarasını vurmamasına rağmen, ABD hâlâ kayıp istatistiklerinde ilk sırada yer alıyor,” ifadelerini kullandı.

Munich Re’nin Baş İklim Bilimcisi Tobias Grimm ise, “Isınan bir dünya, aşırı hava olaylarının yaşanma olasılığını artırıyor.” değerlendirmesinde bulundu.

Raporun ayrıntılarına buradan ulaşabilirsiniz.