Uyumun Yeni Rotası: 2025'ten 2026'ya Sürdürülebilirlik Regülasyonlarında Kritik Duraklar ve 2027 Projeksiyonu

İçinde bulunduğumuz yüzyıl, sanayinin sadece üretim kapasitesiyle değil, gezegenle kurduğu dengeyle sınav verdiği bir döneme şahitlik ediyor. Küresel ticaretin kuralları yeniden yazılırken; karbon ayak izi, kaynak verimliliği ve şeffaflık gibi kavramlar, finansal tablolar kadar kritik bir gösterge haline geldi. 2026 yılı itibarıyla, sürdürülebilirlik ajandası artık çok daha somut ve veriye dayalı bir kimliğe bürünmüş durumda. 2026 yılının bu ilk günlerinde, geride bıraktığımız 2025’in kazanımlarını analiz ederken, bizi bekleyen yeni rotanın kritik duraklarına ve 2027 ufkuna birlikte göz atalım.

Zh Ah Blog Yeni Rota 970X548 (1)

Hazırlık Döneminden Stratejik Bilince Geçiş

2025 yılı sürdürülebilirlikle ilgili bazı önemli geçişlerin eşiğinde olduğumuz bir uyumlanma yılıydı. Özellikle, Avrupa Yeşil Mutabakatı çerçevesinde şekillenen Sınırda Karbon Düzenleme Mekanizması’nın (SKDM) 2026 yılında yürürlüğe girecek olması nedeni ile karbon bir maliyet kalemi olarak 2025 itibari ile tüm sektörün ajandasında yerini aldı.

Türkiye’nin İklim Kanunu üzerindeki kararlı adımları ve yerel Emisyon Ticaret Sistemi’nin (ETS) yapılandırılması, yerli sanayinin küresel arenadaki rekabet gücünü korumak adına stratejik bir dayanak noktası oluşturdu. 2025, sürdürülebilirliğin sadece bir raporlama faaliyeti olmadığını; ürün tasarımından lojistiğe kadar uzanan uçtan uca bir "stratejik uyum" süreci olduğunu bizlere bir kez daha gösterdi.

Ayrıca 2025 itibarıyla, iklim risklerinin finansal etkilerini senaryo bazlı analizlerle değerlendirmek, yatırımcı beklentilerini karşılamak ve sürdürülebilir finansmana erişim için kritik hale gelmiştir. Bu nedenle şirketlerin yalnızca üretim süreçlerini değil, risk yönetim ve finans stratejilerini de iklim duyarlılığı çerçevesinde yeniden yapılandırması beklenmektedir.

2026 Uygulama ve İspat Yılı

2026 yılına adım atıldığında, sürdürülebilirlik ajandası artık çok daha somut ve veriye dayalı bir kimliğe büründü. Bu yıl, sektörün uyum rotasında üç temel istasyonun önemli yer tutacağı öngörülüyor:

1) Ürünlerin Dijital Kimlik Çağı ve Dijital Ürün Pasaportu Devrimi

Üretim dünyası için bu dönem, ürünlerin artık birer "dijital kimlik" ile kendilerini ifade ettikleri büyük bir dönüşümün miladı olarak kabul edilmektedir. Avrupa Birliği’nin Sürdürülebilir Ürünler İçin Eko-Tasarım Yönetmeliği (Ecodesign for Sustainable Products Regulation, ESPR) kapsamında hayata geçirdiği Dijital Ürün Pasaportu (Digital Product Passport, DPP), eşyaların üretim bandından çıkıp geri dönüşüm süreçlerine kadar olan tüm yolculuğunu şeffaf bir veri tabanına dönüştürmektedir.

Artık bir ürünün kalitesi, üzerindeki QR kodu taratıp dijital ikizine bağlanarak analiz edilebilmektedir. Bu dönüşümün ilk büyük ve dinamik örneği ise Yeni Batarya Tüzüğü ile hayatımıza giren Batarya Pasaportu uygulamasıdır. Geleceğin dünyasında "sürdürülebilir" olmak, ancak veriyi doğru yönetmek ve bu veriyi şeffafça paylaşmakla mümkün görünmektedir.

2) SKDM ve Karbonun Yeni Ekonomisi

2026 yılı, Sınırda Karbon Düzenleme Mekanizması (SKDM) kapsamında mali yükümlülüklerin ve karbon sertifikası mekanizmalarının somutlaştığı bir faza işaret etmektedir. Artık karbon ayak izini sadece raporlamak yeterli olmamakta; bu ayak izinin gümrük duvarlarında ekonomik bir karşılığı bulunmaktadır. SKDM, yalnızca doğrudan emisyonları değil; tedarik zinciri boyunca ürünlerin karbon yoğunluğunu da rekabetin belirleyici unsurlarından biri haline getirmektedir.

Düşük karbonlu üretim, bir sürdürülebilirlik tercihi olmaktan çıkıp küresel ticarette ayakta kalabilmenin temel ekonomik zorunluluğu haline gelmiştir. Devreye giren mali sorumluluk aşaması, verimli üretim yapmayanlar için ciddi bir maliyet baskısı yaratırken hazırlığını önceden yapan vizyoner üreticiler için yeni bir "yeşil rekabet" alanı oluşturmaktadır.

3) Eko-Tasarım Yönetmeliği (ESPR) ve Döngüsellik

Sürdürülebilir Ürünler İçin Eko-Tasarım Yönetmeliği (ESPR), artık sadece hukuki bir metin değil, tasarım ve inovasyon stratejilerinin temel rehberidir. Geçmişin "üret-tüket-at" modeline dayalı doğrusal ekonomisi, yerini ESPR’nin getirdiği döngüsellik kurallarına bırakmaktadır.

Bu standartlar doğrultusunda; ürünlerin ömrünü uzatan dayanıklılık kriterleri, onarımı standart haline getiren modüler yapılar ve geri dönüştürülmüş malzeme kullanımını önceleyen süreçler operasyonların ana eksenini oluşturmaktadır. Tasarım, artık atığın henüz fikir aşamasında elendiği ve kaynakların sonsuz döngüde kaldığı bir geleceği inşa etme aracıdır.

2027 Projeksiyonu: Stratejik Uyumda İkinci Dalga

2027 ufkunda bizi bekleyen regülasyonlar artık sadece çevresel verileri değil, kurumsal yönetim yapılarından insan haklarına duyarlı tedarik zinciri uygulamalarına, sosyal sorumluluk performansından etik ilkelere kadar uzanan çok daha bütüncül bir sürdürülebilirlik anlayışını beraberinde getiriyor. Gelecek yıl, uyum süreçleri için "insan ve doğa" odaklı tam entegrasyon yılı olacak. Bu yeni dönemde, Avrupa Komisyonu'nun Kurumsal Sürdürülebilirlik Durum Tespiti Direktifi (CSDDD) ve Kurumsal Sürdürülebilirlik Raporlama Direktifi (CSRD) gibi yeni regülasyonlarıyla birlikte, işletmeler yalnızca ürün bazında değil; değer zinciri boyunca bütüncül sürdürülebilirlik performansıyla değerlendirilecek.

Dijital Ürün Pasaportu (DPP): Ürünlerin "Dijital Kimlik" Zorunluluğu: 2027’nin, "yeşil beyanların" yerini doğrulanabilir verilere bıraktığı bir şeffaflık devrimine sahne olması bekleniyor. Sürdürülebilir Ürünler için Eko-Tasarım Yönetmeliği (ESPR) kapsamında hayata geçmesi öngörülen Dijital Ürün Pasaportu (DPP), 2027 itibarıyla özellikle tekstil, demir-çelik ve alüminyum gibi öncelikli sektörlerde zorunlu birer "dijital kimlik" haline gelecek. Ürünlerin üzerine yerleştirilecek QR kod veya benzeri bir veri taşıyıcı, ürünün sadece ham madde kaynağını değil; karbon ayak izini, tamir edilebilirliğini ve geri dönüşüm talimatlarını da anlık olarak tüm paydaşlara sunacak. 2027'de DPP uyumu sağlamak, sadece bir yasal zorunluluk değil; ürünlerin Avrupa pazarında "serbest dolaşım" hakkını koruması ve bilinçli tüketici nezdinde güven kazanması için en stratejik araç olacağı da en çok gündeme gelen konulardan biri olarak öne çıkıyor.

Siber Dayanıklılık Yasası (CRA): 2027’nindijital donanım ve yazılım dünyası için bir milat olması da öngörüler arasında yer alan önemli bir diğer madde. Avrupa Birliği Siber Dayanıklılık Yasası'nın (Cyber Resilience Act) tam olarak yürürlüğe girmesiyle birlikte, içinde "yazılım" barındıran ve internete bağlanan her ürün için siber güvenlik bir "tercih" değil, CE işareti almanın temel şartı haline gelecek. Bu regülasyonla birlikte, ürünlerin siber güvenlik açıklarına karşı yaşam döngüsü boyunca (minimum 5 yıl) desteklenmesi, güvenlik güncellemelerinin otomatik ve şeffaf bir şekilde sunulması yasal bir zorunluluk olacak. 2027 itibarıyla, sadece fiziksel olarak değil, dijital olarak da "emniyetli" olmayan ürünlerin Avrupa pazarında yer bulmasının imkansız hale geleceği belirtiliyor.

Yapay Zeka Yasası (EU AI Act): 2027 yılı Aralık ayı, Yapay Zeka Yasası'nın en kritik aşamalarından biri olacak. Bu tarihten itibaren, sağlık, eğitim, biyometrik kimliklendirme ve kritik altyapı gibi alanlarda kullanılan "yüksek riskli" yapay zeka sistemleri için çok sıkı denetimler ve teknik standartlar zorunlu hale gelecek. Bir şirketin operasyonlarında veya ürünlerinde yapay zeka kullanılıyorsa, bu uyum süreci "yazılım güvenliği" kavramını kökten değiştirecek.

Bataryalarda "İkinci Ömür": 2027’nin, batarya ekosistemi için teorik tartışmaların bittiği ve sert yaptırımların başladığı yıl olması gündemde. Bu yıldan itibaren Avrupa pazarındaki her batarya, karbon ayak izinden ham madde kaynağına kadar tüm geçmişini içeren bir "Dijital Batarya Pasaportu" (Digital Battery Passport) taşımak zorunda kalacak. Bu pasaport, bataryanın "ikinci ömür" (second-life) potansiyelini şeffaflaştırarak, ömrünü tamamlamış ünitelerin döngüselliğinin önünü açacak.

Tamir Edilebilirlik Skoru: Ürünlerin kolay onarılabilirliği, Avrupa pazarında enerji sınıfı kadar belirleyici bir satın alma kriterine dönüşmesi de bir başka temel konu. Satış sonrası hizmet ağını bir "sürdürülebilirlik merkezi" olarak konumlandıran firmaların bu alanda fark yaratması kaçınızlmaz olacaktır.

Geleceği Birlikte Tasarlamak

2026 yılının, dijitalleşmenin yeşil dönüşümle harmanlandığı bir "eylem yılı" olması öngörülmektedir. Regülasyonlar artık aşılması gereken yasal bariyerler değil, teknolojik gelişimi besleyen birer rehber niteliğindedir. Bu rotada ilerleyen tüm paydaşlar için temel güç; teknolojiye olan tutku, veriye dayalı yönetim anlayışı ve küresel sorumluluk bilinci olacaktır.

Vestel olarak, Zorlu Grubu genelinde benimsediğimiz “Akıllı Hayat 2030” sürdürülebilirlik stratejimiz doğrultusunda teknolojiyi insan ve gezegen yararına kullanma anlayışını tüm iş süreçlerine entegre etmeye devam ediyoruz. Sürdürülebilirlik regülasyonlarını yalnızca yasal bir zorunluluk değil; daha dayanıklı, şeffaf ve döngüsel bir gelecek inşa etme yolculuğunun yapıtaşları olarak görüyor, ürünlerinin tasarımından üretim ve satış sonrası hizmetlere kadar her adımda bu vizyonla hareket ediyor, dijitalleşmeyi yeşil dönüşümle harmanlıyoruz. Bu yaklaşımımız ile, sürdürülebilir kalkınmanın öncülerinden biri olma kararlılığımızı pekiştiriyoruz.