Sürdürülebilirlik, Teknoloji ve Sanat Rüzgârı: Sónar+D Panelleri

Sürdürülebilirlik, Teknoloji ve Sanat Rüzgârı: Sónar+D Panelleri

Kreatif ve dijital dünyanın önemli isimlerini buluşturan Sónar+D panelleri, 18-19 Mart tarihlerinde elektronik müzik dünyasının bir araya geldiği Sónar Istanbul 2022 kapsamında, Lalin Akalan küratörlüğünde ve Digilogue’un desteğiyle Zorlu PSM’de düzenlendi.

19 Mart Cumartesi gününe yayılan Sónar+D panellerinden öne çıkan başlıkları sizler için derledik.

Kamusal alan ve teknoloji: Sosyal İyilik

Panelin açılışını yapan Digilogue Artistik Direktörü ve Sónar+D İstanbul Küratörü Lalin Akalan’ın da belirttiği gibi kamusal alan kavramı, toplumun ortak yararını belirlemeye ve gerçekleştirmeye yönelik düşünce, söylem ve eylemlerin üretildiği bir alan olarak tanımlanıyor. Yani her kültürden din, dil, ırk, sosyal statü gözetmeksizin bireye sunulmuş ve açılmış alanlar.

İçinde bulunduğumuz dijital çağda şehrin sokakları ve kamusal alanlar teknolojiyle entegre olarak tasarım mekânları haline geldi. Sanat ve teknoloji buluştu ve bu eserler kamusal alanlarda paylaşılmaya başladı.

Hope Alkazar direktörü Bahar Türkay moderatörlüğünde düzenlenen panelde bu kamusal paylaşımın etkileri konuşuldu. Panele şu isimler katıldı: Yaratıcı kodlama üzerine çalışan görsel sanatçı Süleyman Yılmaz, Küçük Çamlıca Radyo ve Televizyon Kulesi mimarı Melike Altınışık, illüstratör Robin Yayla, İstinye Park Louis Vuitton mağazasının dış cephesini tasarımını yapan, heykeltraş Seçkin Pirim ve yapay zekâyı sanatla birleştirerek kamusal sanat enstalasyonları ile en çok tanınan sanatçılardan biri Refik Anadol.

Konuşmasında akıllı kentler için akıllı tasarım ve yapım metotlarının geliştirilmesi gerektiğini anlatan Melike Altınışık, “Farklı disiplinlerden aldığımız verileri amacının dışında kullanarak daha geniş ölçekli tasarımlar yapabilecek olma fırsatı, kamusal alanlarda gerçekleştireceğimiz çalışmalar için çok önemli bir faktör” dedi.

Robin Yayla, “İnsanların eserle karşılaştıkları andaki ifadeleri benim için en büyük motivasyon. Bir noktadan sonra göremez hale geldiğimiz yapıları yeniden yorumlayıp yeni bir kimlik kazandırarak insanların karşısına farklı nesneler olarak çıkarabilmek ayrıca önemli” dedi.

Süleyman Yılmaz, “Kamusal alanlarla dijital alanlar arasında çıplak gözle çok da görülmeyen ama bir yandan da çok bariz bir bağlam var. Erişilebilirlik ve herkese aynı mesafede olma konusu sürecin en önemli unsuru. İşleri birçok farklı sosyo kültürel, ekonomik ve coğrafyadan bireylerin aynı anda deneyimlemesi çok kritik. Bu bir karşılaşma ve bunu ‘Sosyal Bütünleşme’ olarak tanımlıyorum” diye konuştu.

Refik Anadol Hope Alkazar’da gerçekleştirdiği son performansından bahsettiği konuşmasında şunları söyledi: “Mekânın kendi fonksiyonu ve önceden oluşmuş kendi belleği var. Bu belleği yapay zekâ ile birleştirerek aslında bir network yarattık ve böylece mimari veriyle buluştu.”

Seçkin Pirim, sanat tarihinin teknolojiyle bağlantılı ilerlediğini düşündüğünü belirtti. Teknolojik kullanımların eserleri değersizleştirdiğine dair bir mantalitenin var olduğunu söyleyen Pirim, aradaki süreci hızlandırmak için teknolojik aletleri kullanmanın önemine inandığını ifade etti.

Sürdürülebilir NFT

Son zamanlarda ana akım konular haline gelen NFT, blok zincir, kripto para gibi kavramlar sık sık karşımıza çıkıyor. Esmiyor podcast’inin kurucusu Utku Güven moderatörlüğünde Devrim Danyal, Prof. Itır Erhart, Kerim Safa, Birol Bayram ve Simay Bahçıvan, NFT ve sürdürülebilirliğini konuşmak üzere bir araya geldi.

Token ekonomisi üzerine eğitim ve danışmanlık hizmeti veren Devrim Danyal, blockchain’in, takas sistemi zamanından bugüne kadar eşit emek ekosistemi oluşturmanın en önemli adımı olduğunu söyledi.

Bilgi Üniversitesi sürdürülebilirlik ve topluma hizmetten sorumlu rektör danışmanı Prof. Itır Erhart, NFT ve blockchain sisteminin sanatçılara eşit fırsat sağladığını, NFT’nin sadece tanıdıklarla ve networkle ilerleyen bir sanat dünyasına devrim niteliğinde bir bakış açısı getirdiğini söyledi ve “Eskiden bazı karar mercileri neyin sanat olup olmadığına karar veriyordu ama artık kimse böyle bir karar merci olamayacak” dedi.

İllüstratör Simay Bahçıvan NFT’nin sanatçılar için önemini açıkladığı konuşmasında şunları söyledi: “Ben sanatçı olarak kendimi nasıl var edebilirim? İçerisinin daha steril olduğu, münhasır işlerin toplandığı bir ortamda koleksiyonerlerin ne istediğini görerek ve değerlendirerek platform seçtim.”

Grafik tasarımcı Birol Bayram, sürecin ve üretimin verdiği zarardan çok sanatçıya tanıdığı imkânların devrim niteliğinde olduğunu ifade etti. Pandemi hayatımıza girdiğinde tam bir sanatçı dayanışmasına şahit olduğumuzu belirten Bayram, sanatçıların birbirlerinin işlerini satın alarak destek ortamı yarattıklarını vurguladı.

Görsel-işitsel sanatçı ve kripto sanat alanında üretim yapan Kerim Safa ise, NFT öncesi ve sonrasındaki hayatında çok ciddi farklar olduğunu vurguladığı konuşmasında, “Aradaki bu fark, kendi nişimi bulmamı, kendimi tanımamı sağladı” dedi.

Daha kaç kez iklim krizini konuşmamız gerekecek?

İklim krizi, çağımızın karın ağrısı. Tüm dünyayı ilgilendiren ve hâlâ çözülemeyen bu sorunu iklim aktivistleri Mustafa Özer, Alper Güven ve Duru Barbak, gazeteci Merve Kara Kaşka, müzisyen ve psikolog Banu Kanıbelli ve Türkiye’deki ilk moda bloggerlarından Lokal Hareket’in kurucusu Nil Ertürk masaya yatırdı.

Bir Buçuk Derece blog’unun eş kurucusu, iklim aktivisti Duru Barbak, okullarda iklim konusunda yeterli bir iklim eğitimi verilmediğini belirterek “Bu hayati sorun için arkadaşımla birlikte ne yapabiliriz diye düşündük ve birbucukderece.com’u kurmaya karar verdik. Blogumuzda hem iklim krizi hem de diğer çevre sorunlarıyla ilgili içerikler üreterek farkındalığı yaymaya çalıştık. Böylece birçok kişiye ulaşmış olduk. Bu farkındalığı yayma çabamızı büyüttük ve diğer iklim aktivistlerinin arasına katılarak iklim grevleri yapmaya ve kampanyalar düzenlemeye başladık” dedi.

Küresel sorunlara yenilikçi çözümler geliştiren mekanizmaların desteklenmesi için stratejiler yürüten Mustafa Özer, sürdürülebilirliğin artık herkesin konuştuğu bir konu olduğunu belirterek iklim krizinin bir sorun değil aslında bir dönem olduğuna dikkat çekti. Sadece tüketimin değil, üretimin de dönüşmesi gerektiğinin altını çizen Özer’in “Her iş iklim işi, iklim değişimi değil, her şeyin değişimi” cümlesi panelin adeta özeti niteliğindeydi.

İnovasyon ve etki girişimciliği alanlarına olan tutkusuyla Alper Güven, etki girişimciliği ve iklim teknolojilerinden bahsetti. Sunumunda sektörel bazlı sera gazı emisyonları, mobilite, enerji, gıda, tarım gibi sektörlerde kullanılan iklim teknolojilerini, atık yönetimi, kaynak geri kazanımı, mobilite gibi alanlarda Fazla Gıda, Evreka, Rubicon, Biolive, Laska, Martı, Duckt gibi girişimleri anlattı.

İklim krizi konusunda sektörler ve kişiler olarak ne yapmamız gerektiğine odaklanılan panelde Nil Ertürk, Türkiye’de zanaatkârlığın var olan bir kültür olduğunu, bunları hatırlatan tasarımcıların büyük firmaların arasında kaybolduklarını belirterek iklim sorununda modaya düşen görevi aktardı.

İklim krizine farklı bir açıdan bakan “Fridays For Future” ve “Dünya Evim ve Yanıyorsa” çalışmalarıyla iklim krizi konusunu farklı platformlara taşıyan müzisyen ve psikolog Banu Kanıbelli şunları söyledi: “Bir dönüşümden geçiyoruz. Bu dönüşüm ile birlikte bireyler olarak pratiklerimizle dönüşüm içindeyken aynı zamanda duygusal ve bütünsel olarak da bir esneklik, adaptasyon ve rezilyans içindeyiz. Psikolojik olarak bu dönüşümün içinde sadece aldığımız aksiyonlarla değil varoluşsal anlamda da bütün algımızla bulunuyoruz.”

İklim gazetesinin kurucusu gazeteci Merve Kara Kaşka, aslında iklim krizi dediğimiz şeyin sadece iklimden bahseden haberler veya kutup ayıları fotoğraflarından ibaret olmadığını, bundan çok daha öte bir problem olduğunu aktardı. Sanayi Devrimi’nden itibaren devam eden bir sorun olan iklim krizinin bir bakış açısı problemi olduğunu söyleyen Kaşka, “İklim kriziyle mücadele etmek istiyorsak doğa ve yaşam öncelikli bir dil kullanmak, doğa ve yaşam öncelikli bir yayın hazırlamak zorundayız. İklim gazetesi de böyle bir yayın” dedi.

Metaverse ve gaming

Son dönemin popüler konuları arasında yer alan metaverse ve gaming hem yeni hem de eski iki kavram aslında. Bu kavramların çok farklı açılardan ele alındığı, Webrazzi yazarı Tuğçe İçözü moderatörlüğünde düzenlenen panelde gencfinans.com’un kurucusu Beste Naz Süllü, Bahçeşehir Üniversitesi İletişim Fakültesi Öğretim Üyesi Güven Çatak, İngiliz edebiyatçısı yazar Kaya Genç, müzisyen Mehmet Ünal konuşmacı olarak yer aldı.

Tuğçe İçözü panelin açılışında metaverse’ü “birbirinin içine geçen dünyalar bütünü” olarak tanımladı. “Tek bir platformda tek bir personayla ve kimlikle hareket ettiğiniz bir yapıdan bahsediyoruz” diyen İçözü insanların metaverse girişimleri kurduğunu ancak metaverse’ün günümüzde henüz hayata geçmediğini belirtti ve “Metaverse’ü hep beraber hayata geçireceğimiz bir kavram olarak düşünüyorum” dedi. İçözü Metaverse’ün artırılmış gerçeklik, sanal gerçeklik, Web 3.0 teknolojileri, sanal dünyayı da etrafına topladığını ve bu açıdan oyundan da bahsetmenin çok değerli olduğunu söyledi.

Metaverse ve gaming alanına bir edebiyatçı, eleştirmen, yazar gözüyle yaklaşan Kaya Genç, oyun yazılımcılarını yazarlar gibi gördüğünü, bu kişilerin çok güvencesiz bir dünyada yaşadıklarını şöyle vurguladı: “Genç ve umut vadeden yazılımcılarımız var ve onlardan özellikle social gaming alanında güzel uygulamalar bekleniyor. Bunun yanı sıra onlara para ödeyebilmek için ise çok yüksek miktarlarda kâr marjı bekleniyor. Yani bu insanların sömürüldüğü bir dünya var. Metaverse dünyasındaki emek sömürüsü konusunu araştırmak istiyor ve herkesi bu konuya eleştirel bakmaya davet ediyorum.”

Genç’in ardından söz alan Beste Naz Süllü, metaverse’ten bahsedebilmek için Web 3.0’dan da bahsetmenin gerekliliğini anlattı. Süllü, “Metaverse özel sektörün destek ve yatırımları ile öncülük ettiği bir alan, konunun etik ve felsefik açıdan da ele alınması gerekiyor” dedi.

Oyun endüstrisi ve oyuncuların metaverse’e nasıl baktığı konusuyla sunumuna başlayan Güven Çatak, yakın zamanda Valve şirketinin kurucularından, Half-Life adlı video oyununu geliştiren Gabe Newell’in verdiği bir röportajdan şu sözlerini paylaştı: “Metaverse hakkında konuşan insanların çoğu, ne hakkında konuştuklarını kesinlikle bilmiyorlar. Ve görünüşe göre hiç devasa çok oyunculu bir dünyada (MMO-Massively Multiplayer Online Game) oyun oynamamışlar.” Çatak, metaverse’ün oyun dünyası ve oyuncular için hiç de yeni bir şey olmadığını söyledi. Ultima Online, WoW, Second Life, Minecraft ve Roblox gibi oyunların aslında birer metaverse evreni olduğunu vurguladı.

Mehmet Ünal ise metaverse uygulayıcısı ve bu teknolojiyi kullanan biri olarak metaverse’ün sanat tarafında ne gibi etkileri olduğunu aktardı. Ünal, artık bir piyanonun yapay zekâ ile birlikte çalınabileceğini, insanların elindeki enstrümanların alınıp herkese tek bir enstrüman verilip bir orkestra oluşturulabileceğini, bunun yapay zekâyla entegre edilebileceğini hatta bir düet bile yapılabileceğini söyledi.

Immersive sinema

Film küratörü Müge Turan’ın moderatörlüğünde düzenlenen günün son panelinde film eleştirmeni ve yazar Haktan Kaan İçel, yönetmen Ceylan Özgün Özçelik ve yazar Gökhan Yücel, IMAX, 4D gibi yeni teknolojiler ve donanımların sinemaya ve izleyiciye yansımasının etkilerini konuştu.

Konuya tüketici perspektifinden bakan Gökhan Yücel, çağ değişirken bir yandan içerikleri tüketme biçimimizin de değiştiğini ve bireyler olarak çok fazla bileşene tepki verdiğimiz bir dönemde olduğumuzu belirtti. Yücel, çağımızın uyumlanma ve birçok bileşene cevap verme sorunundan dolayı teknolojinin izleyici üzerinde olumlu bir etkisi olabileceğini dile getirdi. Yücel “immersive teknolojiler faydalı olabileceği gibi, bizi sinemanın ve ana içeriğin odağından koparabilir. Bu teknolojilerin ana içeriğin yanında bir meze olarak tüketilmesi gerekiyor. Fazlası durumunda yönetmenin bizi içinde tutmak istediği kadrajdan ayrılma riskimiz var ve burada ‘Biz aslında ne tüketiyoruz?’ sorusunu irdelememiz gerekiyor” dedi.

Haktan Kaan İçel, immersive sinemanın seyirciyi çekmenin yolunu bulmaya çalıştığını çünkü artık insanların uzun süre film izleyemediğini, bu yüzden 4DX teknolojisi gibi alternatifleri gördüğümüzü söyledi.

Klasik sinema ile immersive sinema arasında seyir deneyimi açısından çok net farklar olduğunu söyleyen Ceylan Özgün Özçelik, klasik sinemada seyircinin pasif olduğunu, sadece anlatılan şeyi izlediğini ve bunu nasıl izlemesi gerektiğini yönetmenin karar verdiğini, immersive sinemada ise seyircinin aktif rol aldığını ve hikâyeye yön verebildiğini vurguladı. Özçelik, filmi üreten tarafta ise “seyirciyi mekânda nasıl hissettirebilirim” diye düşündüğünü, bunun immersive sinema ile mümkün olabileceğini vurguladı.

Sanat, teknoloji, doğa ve yaratıcılığı alanında uzman isimlerle tartışmaya açan ve her şeyin değişime uğradığı mesajını veren Sónar+D panelleri hakkındaki bu içerik Aposto’nun hazırladığı kapsamlı bülten sayesinde ortaya çıktı. Bakalım Sónar Istanbul 2023’te hangi konular kimlerle masaya yatırılacak, heyecanla bekleyeceğiz.

Panellerin tamamını buradaki linkten izleyebilirsiniz.