YÖNETİM KURULU BAŞKANI MESAJI

Değerli Paydaşlarımız ve Çalışanlarımız,

Ülkemiz, geçen yılın ikinci yarısından itibaren artan terör olayları ve darbe girişimi dahil olmak üzere, sıkıntılı bir süreçten geçti. Global ekonomik faktörler ve bölgesel sosyo-politik koşulların eşlik ettiği bu sıkıntılı süreç ekonomik gelişim, büyüme ve refahımızı da baskı altına aldı.

Nisan ayında tamamlanan referandum süreci ile birlikte geçen yılın ikinci yarısından bu yana devam eden siyaset odaklı yoğun bir dönemi geride bırakmış olduk. Artık işimize, gücümüze daha sıkı sarılma ve ülkemizi geleceğe taşıyacak adımları atma zamanı. İş dünyası olarak bu dönemde beklentimiz ekonomiye daha fazla odaklanılması, alınacak tedbirler ve yapılacak teşviklerle birlikte yapısal reformların da kararlılıkla devam ettirilmesi.

Bilindiği gibi son 10 yılda gerçekleştirilen yapısal reformlar ekonomimizi daha da sağlamlaştırdı. Elde ettiğimiz kazanımlar bizi ekonomik kriz ve sonrasındaki çalkantılı dönemde ayakta tuttu. Şimdi dünyada ekonomik ve politik dengeler yeniden kurulmaya çalışılıyor. Bu ortamda elde ettiğimiz kazanımları daha da geliştirerek dünyada hak ettiğimiz yeri alacağımıza dair hiçbir şüphemiz yok. Yeter ki Türkiye’nin gücüne ve potansiyeline inanarak hep birlikte çalışalım.

2016 yılında dünya ekonomisi zayıf ve kırılgan görünümünü sürdürürken son beş yıldır yüzde 3 civarında büyüyen dünya ekonomisi istenen ve beklenen ivmeyi yakalayamadı. ABD ekonomisinin toparlandığına dair sinyaller alınmasına rağmen ihracat kalemimizin önemli bir bölümü için pazar olma özelliğine sahip Avrupa ülkelerindeki büyüme oranları beklenen seviyeye ulaşamadı. ABD Merkez Bankası’nın (Fed) başlattığı faiz artırım süreci yakından takip edilirken özellikle dış finansman ihtiyacı yüksek, bizim gibi gelişmekte olan ülkeler için yükselen faiz oranları kritik bir faktör olarak her zaman masada yer aldı.

Gelişmiş ekonomilerde, destekleyici para politikası ve istikrarlı emtia fiyatları ekonomik aktiviteyi desteklemeye devam ederken, güçlü ve sürdürülebilir bir büyüme için gerekli yatırım ve tüketim düzeyi düşük seyretmeyi sürdürdü. Birleşik Krallık’ın Brexit kararı ve daha sonra Donald Trump’ın ABD Başkanı seçilmesiyle küresel düzeyde korumacı devlet politikalarına dönüş yönündeki eğilimler ağırlık kazandı.

ABD ekonomisinde genişleyici maliye ve sıkı para politikasından oluşan ekonomi politikası sebebiyle güçlü dolar hikâyesi tüm piyasalara hakim oldu. Güçlenen dolar ve artan ABD tahvil getirileri, gelişmekte olan ülkelerden sermaye çıkışını hızlandırdı. ABD Başkanı Donald Trump’ın taahhüt ettiği korumacı ticaret politikalarının seyri, Çin ekonomisindeki yavaşlama, Avrupa Birliğinin geleceğine ilişkin belirsizlikler, petrol ve emtia fiyatları, 2016 yılı boyunca gelişmekte olan ülkelerin yakından takip ettiği konular oldu.

Ülkemiz için sıkıntılı geçen 2016 yılında global ekonomik koşullar, bölgemizde yaşanan istikrarsızlıklar ve yaşadığımız darbe girişiminin de etkisiyle ekonomimiz yüzde 2,9 oranında büyüme kaydedebildi. Yılın son çeyreğinde döviz kurunda yaşanan hızlı yükseliş ile birlikte artan enflasyon ve yükselen işsizlik yeni yıla miras kalan önemli ekonomik sorunlar oldu. Mevcut global koşullar ve ülkemizin içinden geçtiği süreç düşünüldüğünde makul kabul edilebilecek olan bu büyüme oranı, yine de Türkiye’nin potansiyel büyüme oranı olan yüzde 4,5’in oldukça altında. Fakat ülke olarak yeniden yüksek büyüme oranlarını yakalayabilecek güce sahibiz. Bunu daha önce yaptık, yeniden yapabiliriz.

Hazırlanan projeksiyonlar, 2017 yılında küresel ekonominin yavaş ve ılımlı bir şekilde toparlanacağını gösteriyor. Fed’in küresel ekonomideki belirleyici rolünün devam edeceği, merkez bankalarının reel ekonomileri destelemeyi sürdüreceği öngörülüyor. Bu koşullarda ana ihracat pazarımız olan Avrupa’daki büyümenin sınırlı olacağı, ABD ekonomisinin ise beklentilere paralel olarak görece iyi bir performans sergileyeceği anlaşılıyor. Gelişmekte olan ülkelerde büyüme; politika tedbirleri, emtia fiyatlarına olan hassasiyet, yapısal reform çabaları, mali kırılganlıklarına bağlı olarak farklılık gösterecektir. OECD ve IMF öngörüleri; 2017’de ABD’nin yüzde 2,4, Avro Bölgesi’nin yüzde 1,6 ve gelişmekte ülkelerin de yüzde 4,5 civarındaki büyüme oranlarına ulaşabileceğini gösteriyor. Bu koşullarda küresel ekonominin yüzde 3,3-3,5 aralığında bir büyüme oranına ulaşması beklenebilir.

Yılın ilk çeyreğinde geçen yıldan devraldığı yüksek kur, artan işsizlik ve yükselen enflasyon ile referandum süreci, AB ile olan ilişkiler ve Suriye ekseninde yaşanan gelişmelerin baskısı altında olan Türkiye ekonomisinin ise yılın ikinci çeyreği ile birlikte göreceli olarak canlanmaya başlayacaktır. Ekonomiye daha fazla odaklanılması ile birlikte atılmaya başlanan adımlar ve hayata geçirilen reformlarla birlikte Türkiye’nin 2017’yi önceki yıla kıyasla daha yüksek bir büyüme oranı ile tamamlayacağına olan inancımız tam.

Bunun için ülke olarak önümüzdeki dönemde yatırımlarımızı canlandırmak durumundayız. Sanayide verimliliği artıracak, katma değeri yükseltecek ve ihracatı artıracak bir yaklaşımla büyümemizi daha yukarı çekebiliriz. Yeniliğe açık toplumumuz, dinamik ve genç nüfusumuz, etrafımızdaki ülkeleri de içine alan geniş coğrafyanın sağladığı pazar avantajları ve güçlü altyapımız ile bu potansiyele fazlasıyla sahibiz. Zorlu Grubu olarak, dünyada ve Türkiye’deki bu gelişmelere rağmen geçen yıl gerçekleştirdiğimiz yüzde 12 büyümeyi bu yıl daha da geliştirmek ve ülkemiz için katma değer yaratmak için çalışmaya devam ediyoruz. 60’ı aşkın şirket ve 28 bini aşan çalışan ile dünyada 150’yi aşan ülkede insanların hayatına dokunuyor, ülkemiz ve toplumumuz için katma değer yaratıyoruz. Tüm başarılarımızın temelinde; hayal gücümüz, kurduğumuz hayalleri hayata geçirecek özgüvenimiz, yenilikçiliğimiz, araştırma ve geliştirmeye olan inancımız ve girişimci ruhumuz yer alıyor. Biliyoruz ki gelecek, dünyada yaşanan hızlı değişimi iyi okuyan, buna uyum sağlayan, geleceğe dair güçlü hayalleri olan ve bu hayalleri hayata geçirenlerin olacak.

Faaliyetlerine bu anlayışla devam eden Zorlu Grubu, bir yandan yeni yatırımlarına devam ederken bir yandan da yaptığı yatırımların meyvelerinin toplanmaya devam ediyor. Tekstil, tüketici elektroniği, beyaz eşya ve bilgi teknolojileri, enerji, gayrimenkul, maden ve metalürji alanlarında faaliyet gösteren şirketlerimizle Türkiye için katma değer yaratırken global bir grup olma yolunda da güçlü adımlar atıyoruz.

Başta Mehmet Zorlu Vakfı aracılığıyla eğitime verdiğimiz destek olmak üzere Zorlu Holding ve Grup Şirketleri aracılığı ile kültür, sanat, çevre ve spor alanında verdiğimiz toplumsal katkımızı kesintisiz olarak devam ettiriyoruz. Sürdürülebilirlik politikası ve stratejisini geliştirmek, hedef ve performans takibi yapmak amacıyla kısa bir süre önce kurduğumuz Sürdürülebilirlik Komitesi ile bu konudaki kurumsal yapılanmamızı daha da güçlendirerek sürdürülebilir bir gelecek hayalini hayata geçirmek için çalışmaya devam ediyoruz.

Türkiye’de en çok istihdam yaratan 3 gruptan ve en büyük 4 ihracatçıdan biri olarak aldığımız sorumluluğun farkındayız. Türkiye’nin daha sürdürülebilir bir büyüme yakalaması için katma değer yaratacak stratejik ürün ve hizmetler üretilmesi gerektiğinin bilincindeyiz. Bunun için de yaptığımız işleri daha rekabetçi hale getirmek, yeni teknolojileri hayata geçirmek ve yenilikçi işlere imza atmak için çalışıyor, geleceğin dünyasını bugüne taşıyacak bir vizyonla hareket ediyoruz.

Bugün olduğu gibi yarın da yapacağımız yatırımlarla ve üreteceğimiz işlerle Türkiye ekonomisine sağladığımız katkıyı artırarak yolumuza devam edeceğiz. Gerçekleştireceğimiz faaliyet ve etkinliklerle, sponsorluklarımızla toplumsal desteğimizi artırmayı ve daha yaşanılabilir bir dünya hedefine katkı sağlamayı sürdüreceğiz.

Hayallerimize hayat vermemize katkı sağlayan ve Zorlu Grubu’nu Türkiye’nin en büyük gruplarından biri yapan tüm paydaşlarımıza sonsuz teşekkürlerimi sunuyorum.

Saygılarımla,

Ahmet Zorlu

Yönetim Kurulu Başkanı